Hürmüz Boğazı'nda bilek güreşi devam ediyor!

ABD ile İran arasındaki ateşkesin bitmesine bir gün kala taraflar halen ikinci tur görüşmeler üzerinde tartışmaya devam ediyor. Trump, her zamanki gibi yine tehditkar dilini kullanmaktan geri durmadı. Trump, eğer İran’la bir anlaşma imzalanmazsa tüm ülkeyi havaya uçurmakla tehdit etti.
İran tarafının ise aslında çok basit bir talebi var: Hürmüz Boğazı’nın açılması adımına karşı ABD'nin ablukayı kaldırma adımı atmasını istiyor. Fakat Trump hem Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasını istiyor hem de ablukayı devam ettirmek istiyor. Halk deyimiyle “üç kuruşa beş köfte istiyor” Bu haliyle, maalesef Trump sıfır toplamlı bir oyun peşinde, yani sadece taraflardan birisinin kazanıp birisini kaybetmesini tercih ediyor.

Trump aynı stratejiyi birinci dönemde Kuzey Kore ile görüşme sürecinde de uyguladı. Trump'ın atmış olduğu adıma karşı Kim Jong-un Yongbyon nükleer araştırma merkezini kapatarak bir jest yaptı. Karşılığında ABD'den yaptırımları gevşetmesini bekliyordu. Lakin Trump tıpkı bugün İran'da olduğu gibi aynı dili kullanarak nükleer programını tamamıyla sona erdirmediği sürece yaptırımlarda herhangi bir gevşeme olmayacağını söyledi. Bunun üzerine Kuzey Kore, ABD ile görüşmeleri kesti ve kapatılan Yongbyon nükleer araştırma merkezini tekrar açtı.

Trump, bu tip müzakerelere başladığı zaman karşı tarafa adeta bir lütufta bulunuyormuş gibi muamele ediyor ve tam bir teslimiyet; hatta biat bekliyor. Daha önce bahsedildiği gibi bunu Kuzey Kore’de denedi bir sonuca ulaşamadı. Şimdi aynı strateji İran’da da geçerli. Savaş dönemlerinde ateşkes hatta barış müzakerelerinde eğer taraflardan birisi ağır bir yenilgiye uğratılmadıysa örneğin İkinci Dünya savaşında Almanya ve Japonya gibi, o durumda “al gülüm ver gülüm” yani “Quid Pro Quo” esası geçerlidir. Ancak taraflardan biri ağır yenilgi aldıysa” ne verirsem onu alırsın” yani “Ex Parte” esası geçerlidir.

Trump, daha savaşın başında kendisini galip ilan ederek, buna göre bir diplomasi yaratmak istiyor. Müzakerelere de galiplerin hukukunun hakim olmasını istiyor. Ancak sahadaki gerçeklik hiç de öyle değil. Trump, terör örgütü olarak ilan ettiği Devrim Muhafızlarıyla bir pazarlık yürütüyor. Ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ortada yok. Açıklamaları hiç kimse tarafından dikkate alınmıyor. Uluslararası haber ajansları bile artık Pezeşkiyan’ın açıklamalarına itibar etmiyor. Ne tuhaftır ki barış görüşmelerini ABD’nin yürütme organının başı olan başkan yürütürken İran’ın yürütme organı yerine görüşmeleri yasama organının başı yürütüyor. Eğer Amerikan Kongresinin başkanı barış görüşmelerini yürütseydi. Bu doğru bir adım olabilirdi. Eğer İran cumhurbaşkanı görev yapamaz hale geldiyse o zaman Meclis başkanı onun yerine vekaleten bu işe bakar. Bildiğimiz kadar Pezeşkiyan görevinin başında…Trump’ın ısrarla İran’da rejim değişti yeni bir başkan var demesinin hikmeti bu olsa gerek…

Bu durum, aslında savaş sonrası İran’da iç dengelerde büyük değişiklikler olacağının bir göstergesi. Devrim muhafızları, iktidarı ve devleti tamamıyla kontrol edecekler. Dini lider Ali Hamaney güçlü bir figürdü. O varken kimse buna cesaret edemezdi ve devleti de iktidarı da yalnız ve yalnız kendisi yönetiyordu. Şimdi artık Ali Hamaney engeli yok. Devrim Muhafızları artık tek güç. Muhtemelen savaş sonrasında Devrim Muhafızlarının karizmatik komutanlarından, ve meclis başkanı Muhammet Bageer Galibaf cumhurbaşkanlığı görevine gelecek.

Peki Trump’ın ABD’deki durumu nasıl?

Trump’ın durumu çok iç açıcı değil, seçim takvimi işlemeye devam ediyor ve İran savaşıyla birlikte zaten kötü olan Amerikan ekonomisi daha da berbat hale geldi. NBC News’ın yeni yaptığı ankette Amerikan halkının en büyük sorununun akaryakıt fiyatları olduğu ortaya çıktı.

Yine katılımcıların %67'si Trump'ın İran Savaşı'nı yönetemediğini düşünüyor. Halihazırda şu anda ABD'de enflasyon Biden'ın görevi bıraktığı dönemin çok üstünde bir seviyeye çıktı. 3 Kasım ara seçimlerinin arifesinde Trump'ın ABD'deki ekonomik kötü gidişatı tersine çevirmesi şu an için mümkün gözükmüyor. Cumhuriyetçiler 2028 seçimlerine başkan adayı bulmakta zorlanıyorlar. Çünkü daha şimdiden Cumhuriyetçi Parti’nin 2028 Başkanlık seçimini kazanması mümkün görünmüyor. Aday olarak kimse bu riske girmek istemiyor. Öyle ki Başkan Yardımcısı J.D. Vance bile adaylıktan çekildi.

Trump’ın seçimlerin dışında diğer büyük bir sorunu ise tüm bunların hesabını Kongre’ye verecek olması. Kongre yetkisi olmadan Venezüella ve İran’a müdahale, buralara harcanan inanılmaz paralar ve İsrail’in ABD’yi düşürdüğü durum…Tüm bunların hesabını verecek bir başkan…Trump’ı zor günler bekliyor…

Trump, artık İsrail için miadını doldurmuş bir başkan. Şimdi İsrail, 2028’e bakıyor ve daha şimdiden 2028 seçiminin galibi olarak görünen Demokratlara göz kırpıyor. Tarih tekerrürden ibaret: Biden’dan beklediğini bulamayan Netanyahu, Cumhuriyetçilerin adayı Trump’ın yanında saf tutmuştu. Bakalım şimdi kimin yanında saf tutacak?