Hedef İran mı yoksa Avrasya cephesi mi?

28 Aralık 2025 tarihinden bugüne İran’da sözde ekonomik koşullar nedeniyle protesto eylemleri devam ediyor. Bu durum İran için ne ilk ne de son olacak. Daha önce de benzer protestolar oldu. Bu protestolar sonrasında rejim karşıtı gösterilere dönüştü. Şöyle kısaca 1979’dan bu tarafa İran’da yaşanan belli başlı büyük gösterilere bir bakalım:

  • Temmuz 1999 (Öğrenci protestoları)
  • 2009–2010 (Yeşil Hareket)
  • 2017–2018 (Ekonomik protesto dalgası)
  • Kasım 2019 (Benzin/Akaryakıt fiyatları ayaklanması)
  • Ocak 2020 protestoları
  • Huzistan su protestoları (Temmuz 2021)
  • 2022–2023 Mahsa Amini gösterileri
  • Mayıs 2022 Abadan (Metropol binası çöküşü protestoları )

Görüldüğü üzere, neredeyse her yıl İran’da bir bahane ile gösteriler düzenlenmiş, kamu otoritesi zayıflatılmaya çalışılmıştır. Her gösteriye de başta ABD olmak üzere bugünküne yakın tepkiler gösterilmiş İran devleti güç kullanmakla tehdit edilmiştir.

Kasım 2019’da akaryakıt fiyatlarının yüksekliği nedeniyle çıkan protestolarda o dönem ABD başkanı olan Trump, sosyal medyadan İran yönetimini tehdit etmiş ve tıpkı bugün olduğu gibi o gün de protestocuların öldürülmesi halinde ABD’nin sert bir cevap vereceğini söylemişti. Sadece İran’da değil Hong Kong’da yaşanan olaylarda da buradaki insanları Çin’e karşı kışkırtmış ve yanlarında oldukları mesajını sosyal medyada paylaşmıştır.

Trump, ikinci kez gelmesinden sonra birkaç defa İran’da rejim değişikliği aramadıklarını söylese de bunun fırsatını kolladıkları görülmüştür. Hatta geçtiğimiz haziran ayında yaşanan 12 gün savaşında İran'da dini lider Ali Hamaney’i tehdit etmekten geri durmamıştır. Bugün de tıpkı Venezuela’da Maduro'nun kaçırılması olayında olduğu gibi İran’da da dini liderin kaçırılması veya öldürülmesi üzerine İsrail’le bir plan kurulduğu düşünülmektedir. Peki gerçekten Ali Hamaney'in ortadan kaldırılması İran’da bir rejim çöküşüne neden olur mu? Bu konuda İran anayasası ne diyor ona bir bakalım:

İran İslam Cumhuriyeti'nde Dini Lider (Rehber veya Velayet-i Fakih), ülkenin en güçlü siyasi ve dini otoritesidir. Bu makama yapılacak seçim, 8 yılda bir halk tarafından seçilen ve 88 müçtehit yani din adamlarından oluşan Uzmanlar Meclisi adı verilen özel bir kurul tarafından gerçekleştirilir, yani dini lider doğrudan halk tarafından seçilmez ancak dolaylı yoldan seçilir. Bu meclisin anayasal olarak iki temel görevi vardır: Dini Lideri seçmek ve gerektiğinde (yeterliliğini kaybettiğine inanırsa) görevden almak.

Her din adamı dini lider olamıyor. Anayasa'nın 5. ve 109. maddelerine göre adayın şu özelliklere sahip olması gerekir: İslam hukuku (fıkıh) konusunda fetva verebilecek düzeyde (içtihat) bilgi sahibi olmak. Adil ve dindar bir yaşam sürmek. Güncel siyasi, toplumsal ve uluslararası meseleleri kavrayış yeteneği. Cesaret, yöneticilik, tedbir ve güç sahibi olmak.

Devrimden bu tarafa İran’ da bir kez dini lider seçimi olmuş o da Humeyni’nin hayatını kaybetmesi üzerine 1989’da Uzmanlar Meclisi toplanarak Cumhurbaşkanı Ali Hamaney’i dini lider olarak seçmesidir.

Görüldüğü üzere dini lider Ali Hamaney'in öldürülmesi veya kaçırılması İran'da rejimin çökmesi anlamına gelmiyor zira böyle bir durum ortaya çıktığında uzmanlar meclisi derhal toplanarak yeni dini lideri hemen seçecektir. Humeyni İslam devriminden sonra İran İslam Cumhuriyeti’ni asla şahıslar üzerine kurmamış aksine ilkeler üzerine kurmuştur dolayısıyla ne İslam devriminde ne de İslam Cumhuriyeti’nde şahısların bir önemi yoktur, önemli olan ilkelerdir.

ABD, petrolü istiyor

1950’de İran’da komünist Tudeh partisi iktidara geldi ve Başbakan Musaddık o dönemde Şah’ı etkisiz hale getirerek o dönem ağırlıklı İngilizlerin elinde olan İran petrollerini millileştirdi. Bunun üzere İngiltere ve ABD harekete geçerek 1953 yılında İran’da Başbakan Musaddık’a karşı bir darbe gerçekleştirdi ve Musaddık'ı devirdiler yerine tekrar Şah’ı getirerek petrolün yeniden yabancı şirketlere verilmesini sağladılar daha sonra ABD Başkanı Obama İran halkından darbe için özür diledi.

Bugün de ABD dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz üreticilerinden İran’ın enerji kaynaklarına el koymak için çeşitli arayışlar içerisine girmiştir. Tabii 1950’de olduğu gibi bir darbe yapma ihtimali oldukça zayıftır. 47 yıldan beri rejim kendi askeri bürokrasisini geliştirmiştir. Kaldı ki İran silahlı kuvvetlerinin olası bir darbe girişimine karşı ikinci bir silahlı güç olan devrim muhafızları ordusunu kurmuştur. Devrim muhafızları ordusu hem rejimin hem de devrimin garantisidir. Bunu bilen ABD 2000’li yıllarda sıklıkla kullandığı daha sonra Arap baharında bir kez daha tekrarladığı renkli devrim stratejisini İran’da uygulamaya koymaya çalışmıştır. Halkın yönetimlere karşı ayaklandırılması stratejisine dayanan renkli devrim İran'da günlerdir denenmeye çalışılıyor ancak sokağa çıkanların evinde kalanlardan daha az olduğu İran'da bu mekanizmanın işlemeyeceği açıkça görülmüştür.

Xi Jinping daha önce uyardı!

2022’den beri Çin Devlet Başkanı Xi Jinping özellikle Şanghay İşbirliği Örgütü zirvelerinde üye ülkelere renkli devrim tehdidi konusunda sürekli uyarılarda bulunmuştur. ABD’nin yeni hedefinin Rusya ve Çin’in oluşturduğu Büyük Avrasya ortaklığını bozmak, Şanghay İşbirliği Örgütünü dağıtmak olduğu hep gündeme getirilmiştir. Aslında ilk deneme Ocak 2022’de Kazakistan’da gerçekleştirilmiştir. Rusya’nın Kolektif Güvenlik Antlaşma Örgütü’nün müdahalesiyle bu gösteriler bastırılmıştır. Şimdi ABD bir kez daha Avrasya coğrafyasında hegemonya kurabilmek adına başta İran olmak üzere Şanghay İşbirliği Örgütü'nün diğer küçük üyelerine de böyle girişimlerde bulunmaya hazırlanıyor. Amaç ABD’ye boyun eğmeyen yönetimleri devre dışı bırakarak Şanghay İşbirliği Örgütü’nü parçalamak, Avrasya coğrafyasında ABD için manevra sahası açmaktır!

Daha önemlisi bu gösterilerden sonra İran, Rusya’nın NATO’su olarak adlandırılan Kolektif Güvenlik Antlaşma Örgütü’ne girebilir!