Münih Güvenlik Konferansı sona erdi. Bu yıl 62. düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı’nda 1945 sonrası kurulan dünya düzeninin “öldüğü” resmen ilan edildi. Kürsüye çıkan devlet ve hükümet başkanları gözlerini kırpmadan eski dünyanın artık bir tarih olduğunu söylediler. Ama hiç kimse yeni dünyanın, yeni düzenin tam da nasıl olacağı konusunda kesin bir bilgi vermedi. Oysa eski dünyanın ya da eski dünya düzeninin artık işlevini kaybettiğini ilan ederken bilerek veya bilmeyerek aslında çok büyük bir gaf da yaptılar. 1945 sonrası bugün can çekişen o eski dünya düzeni olarak adlandırılan mevcut düzenin birtakım kurumları da vardı. Bu kurumların başında Birleşmiş Milletler teşkilatı geliyor. Eski dünya düzeninin artık geçerliliğini yitirdiğini ilan etmek aynı zamanda da Birleşmiş Milletler sisteminin de ortadan kalktığını ilan etmek anlamına geliyor.
Peki kurallara dayalı uluslararası sistem/düzenin iflas ettiğini söyleyen Avrupalı liderlerin 1950’lerin sonlarında kurdukları Avrupa Birliği hangi dünya düzenine ait? O da eski dünya düzeninin bir ürünü değil mi ? Ya Avrupa’yı koruyan, 1949’da kurulan NATO hangi dünya düzenine ait? NATO da eski dünya düzeni olarak adlandırılan mevcut dünya düzenine ait bir örgüt değil mi? ABD NATO’yu kurarken iki önemli unsuru dikkate almıştı: Birincisi Sovyet tehdidine karşı Avrupa’yı korumak ve Avrupa’nın güvenliğini sağlamak. Bugün ortada ne bir Sovyet tehdidi var ne de Sovyetler Birliği’nin askeri paktı Varşova paktı var; ama geçmişte Sovyet tehdidi için kurulmuş olan NATO hâlâ ayakta durmaya çalışmaktadır. Kuşkusuz NATO’nun bir de görünmeyen bir başka misyonu daha vardı: NATO, aynı zamanda Avrupa’yı bizzat Avrupa’nın kendisinden de korumaktaydı. Hem soğuk savaş döneminde hem bugün NATO ve ABD Avrupa’da bir daha faşist İtalya ve Nazi Almanya’sı gibi Avrupa ve dünya güvenliğini tehdit eden büyük askeri güçlerin ortaya çıkmasını da engellemiştir.
Mevcut kurallara dayalı uluslararası sistemi veya dünya düzenini bir çırpıda yıkmak oldukça kolay olduğu gibi uluslararası sistemi veya dünya düzeni yeniden inşa etmek bir o kadar zordur. Avrupalı liderler ağız ucuyla kerhen de olsa çok kutupluluktan bahsetmeye başladılar ancak bu çok kutupluluk yine Avrupa’nın kendi çıkarları içerisinde tanımlanmaya çalışılıyor. Batılı liderler ABD’nin hegemonik baskısına karşın çok kutupluluğu kutsallaştırırken çok kutupluluğun dünyanın geri kalanındaki durumunu ise görmezden geliyorlar. Örneğin Küresel Güney, Çin, Rusya Hindistan, Japonya Vietnam ve Türkiye gibi ülkelerin Avrupa’nın çok kutupluluk anlayışı içerisinde nerede durduğu belli değil Hindistan’la her ne kadar serbest ticaret anlaşması yapsa da Avrupa Birliği Hindistan’ı kendisine eşit ve denk bir güç olarak kabul etmiyor. Hala 100 yıl önceki sömürgeci mantık ve zihniyet Avrupalıların kafasında yaşıyor.
Mevcut dünyanın ya da eski dünyanın ölümü ilan edilirken maalesef yeni dünyanın doğuşu ilan edilememiştir. Mevcut kurallara dayalı uluslararası sistem veya düzen kurumlarıyla birlikte ortadan kalktığında yerine neyin geleceği bugün belirsizliğini korumaktadır. Mevcut dünya düzeninin ölümüne ağıt yakan Avrupalı liderler aynı hassasiyeti örneğin Birleşmiş Milletlerin güçlendirilmesine yönelik göstermiyor. Türkiye başta olmak üzere Çin gibi birçok ülke Birleşmiş Milletler ‘de reform yapılmasını istiyor ve Birleşmiş Milletler'in güçlendirilmesini talep ediyorlar. Buna rağmen Birleşmiş Milletler'in güçlendirilmesi yerine tıpkı İkinci Dünya Savaşı öncesi nasıl Milletler Cemiyeti önemsiz hale getirilmişse ve bunun sonucu olarak İkinci Dünya Savaşı patlak verdiyse bugün de benzer bir akıbeti maalesef Birleşmiş Milletler teşkilatı ve onun sistemi yaşayacak.
Tarih tekerrürden ibarettir derler. Milletler Cemiyeti sisteminin çökmesi beraberinde İkinci Dünya Savaşını getirmişti. Bugün, Birleşmiş Milletler sisteminin çökmesi ise beraberinde üçüncü dünya savaşını getirme riski taşımaktadır!
Bugün Birleşmiş Milletler’in güçlendirilmesi adına ortaya konulan tezler desteklenmelidir! Bu tezler dünya barışının ve istikrarının yegâne kurtarıcısı olacaktır. Birleşmiş Milletler teşkilatının ve sisteminin güçlendirilmesinin yeni bir dünya savaşının çıkmasına engel olacağı açıktır!