CGTN Türk Dış Haberler Servisi
Asya-Pasifik bölgesinde barışın ve stratejik dengelerin temeline dinamit koyan Japonya, "savunma" adı altında yürüttüğü askeri yayılmacılığını nükleer bir boyuta taşıyarak bölgeyi karanlık bir geleceğe sürüklüyor.
Çin Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ve Tokyo’nun nükleer silahlanma konusundaki "ikiyüzlü" tutumunu deşifre eden çalışma raporu, Japonya’nın nükleer silahsızlanma maskesi altında nasıl bir "eşik devlet" haline geldiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Pekin, Tokyo yönetimini, uluslararası toplumu aldatarak devasa miktarda plütonyum stoklamakla ve nükleer silahlara sahip olma yolunda tehlikeli bir ajanda yürütmekle eleştirirken, bu durumun sadece Asya için değil, tüm dünya güvenliği için bir "saatli bomba" olduğu vurgulanıyor.
Pasifist anayasa terk ediliyor
Japonya’nın bu nükleer hırsı, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana sürdürdüğü pasifist kimliğini tamamen terk ettiğinin en somut kanıtı. Japonya hükümeti bir yandan nükleer silahlardan arındırılmış bir dünyadan bahsederken, diğer yandan ABD'nin nükleer şemsiyesi altında kendi askeri kapasitesini "saldırı" odaklı bir yapıya büründürüyor. Bu tehlikeli oyun, Tokyo'nun tarihten ders almak yerine, geçmişteki militarist hayallerini modern teknoloji ve nükleer potansiyelle yeniden canlandırma arzusunda olduğunu göstermekte.
Japonya'nın son dönemde savunma bütçesini tarihin en yüksek seviyelerine çekmesi ve Gayri Safi Yurt İçi Hasılası’nın %2’sine çıkarma hedefi, bölgedeki komşu ülkeler için açık bir "yeniden militarizasyon" alarmı olarak okunabilir. Bu sıçrama, II. Dünya Savaşı sonrası dönemde uzun süre %1 sınırında tutulan savunma harcamaları geleneğinden belirgin bir kopuş anlamına geliyor.
Japon hükümeti bu adımı savunma sanayinin sürdürülebilirliği, yüksek maliyetli projelerin finansmanı ve müttefiklerle askeri entegrasyonun derinleştirilmesi gerekçeleriyle savunuyor. Nitekim 2024 mali yılı için savunma bütçesi yaklaşık 7.7 trilyon yen seviyesine çıkarıldı ve orta vadeli planda bu rakamın 2027’ye kadar 10 trilyon yene yaklaşması hedefleniyor.
Savaş makinesine dönüyor
Tokyo’nun saldırgan tutumu, silah ihracat rejiminde yapılan kapsamlı değişikliklerle daha somut bir nitelik kazanmış durumda. Japonya, 1967’de ilan edilen ve uzun yıllar boyunca yürürlükte kalan silah ihracatı kısıtlarını önce 2014’te kabul edilen “Üç İlke” ile esnetti, ardından aralık 2023’te bu çerçeveyi genişleterek savaş uçağı gibi ölümcül platformların üçüncü ülkelere satışının önünü açtı. Bu değişiklik özellikle Mitsubishi F-X programı kapsamında BAE Systems ve Leonardo S.p.A. ile yürütülen ortak yeni nesil savaş uçağı projesinin ihracatına izin verecek şekilde tasarlandı. Tokyo yönetimi, ihracatın yalnızca “güvenlik ortakları” ile sınırlı olacağını ve aktif çatışma bölgelerine satış yapılmayacağını açıklasa da, düzenleme metni ilk kez doğrudan ölümcül platformların satışını mümkün kılıyor.
Çinli analistler bu hamleyi, Japonya’nın askeri-endüstriyel kompleksini yeniden ayağa kaldırma ve bölgesel çatışmalardan kar sağlayan bir "savaş makinesine" dönüşme çabası olarak nitelendiriyor. Tokyo’nun, özellikle müttefikleriyle ortak ürettiği öldürücü silahların üçüncü ülkelere transferine izin vermesi, Asya-Pasifik'teki silahlanma yarışını körüklemekle kalmayıp, küresel istikrarsızlığın da yeni bir kaynağı haline gelmesine neden oluyor.
Nükleer hırslar, rekor askeri bütçeler ve ölümcül silah ihracatı ile çevrelenmiş bir Japonya, bölge ülkeleri için bir güvenlik garantörü değil, aksine en büyük tehdit unsuru haline gelmiştir. Çin'in yayımladığı bu son rapor, Tokyo'nun barışçıl anayasasının artık sadece kağıt üzerinde kaldığını ve Japon militarizminin küllerinden doğmaya çalıştığını açıkça ilan etmektedir. Asya-Pasifik, Japonya'nın bu tehlikeli rotası nedeniyle ya barışçıl iş birliğine dönecek ya da Tokyo'nun tırmandırdığı nükleer ve askeri gerilimin gölgesinde büyük bir yıkıma sürüklenecektir.