Yunanistan Başbakanı dün Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirdi ve önemli anlaşmalar imzaladı. Yunan Başbakanı Miçotakis ile Cumhurbaşkanı Erdoğan iki saate yakın bir görüşme gerçekleştirdi ki önceki görüşmelere bakıldığında uzun bir süre.
Görüşmeden sonra yapılan basın toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’nin misafirperverliğini de göstermek için daha geniş bir çerçevede konuşmayı tercih ederken Miçotakis; kıta sahanlığından girdi Kıbrıs sorunundan çıktı. Miçotakis, iki ülke arasındaki kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge gibi sorunların bulunduğunu ve Yunanistan’ın bu sorunları uluslararası yargıya götürmeye hazır olduğunu söyledi. Uluslararası yargıdan kasıt Uluslararası Adalet Divanı. İki ülke arasında bir meselenin Uluslararası Adalet Divanına gönderilmesi için iki ülkenin de bu konuda rıza göstermesi gerekiyor. Zamanında Türkiye bu meseleler konusunda Yunanistan’a Uluslararası Adalet Divanına gitme konusunda birçok kez çağrı yapmasına rağmen Yunanistan buna yanaşmamıştı ancak ne hikmetse Yunanistan şimdi bu konularda uluslararası yargıya gitmek istiyor.
Meselenin birçok teknik boyutu var ama bunlardan bir tanesi Yunanistan’ın imzaladığı 1982 tarihli BM Deniz Hukuku sözleşmesi. Türkiye bu sözleşmeye taraf değil. Dolayısıyla Yunanistan kendisine bu sözleşmeyi dayanak noktası yaparak, Türkiye’yi sıkıştırmak istiyor. Daha geçen hafta Türkiye’ye gelmeden önce Miçotakis Yunan karasularını 12 mile çıkaracaklarını söyledi ve bunu kendilerinin doğal bir hakkı olarak görüyorlar. Dışişleri Bakanı Dendias ise bunu zaten her gün dile getiriyor. Dünkü ziyarette Yunan Dışişleri Bakanı yoktu. Halbuki böyle önemli bir ziyarette Dışişleri Bakanı’nın da fiili olarak katılması gerekirdi. Miçotakis dün gelmeden önce 12 mil ile ilgili yaptığı açıklama açıkçası diplomatik bir nezaketsizliktir ve aynı zamanda Türkiye’ye bir meydan okumadır.
Miçotakis’in açıklamaları bununla da kalmadı. Kıbrıs meselesine değindi ve Yunanistan’ın Kıbrıs konusunda tezlerinin açık ve net olduğunu söyleyerek, Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda çözüme kavuşturulmasını talep etti. Güvenlik Konseyinin bu kararları arasında meşhur 541 ve 550 sayılı kararlar da bulunuyor bu kararlar özetle “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin meşru bir devlet olmadığını, dünya tarafından tanınmaması gerektiğini ve Türkiye’den de adadan askerini çekmesini talep ediyordu.”
Başından beri gerek Türkiye gerek KKTC bu kararlara karşı çıkmaktadır. Ancak Rumlar ve Yunanlılar yıllardır bu kararları kendilerine meşru dayanak noktası yaparak Avrupa Birliği’ni de yanlarına almış durumdadırlar.
Diğer bir mesele de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Batı Trakya’daki Türklerin haklarıyla ilgili ifadelerine karşın Miçotakis, Lozan’a göre Trakya’da sadece Müslüman bir azınlığın bulunduğunu ifade ederek bu azınlığın haklarının da Lozan anlaşmasıyla belirlendiğini ifade etti. Yani Yunan başbakanına göre Trakya’da bir Türk azınlığı yok. Müslüman azınlık var. Oysa aynı Lozan antlaşmasının hükümlerine taraf olan Türkiye’de Rumlardan bahsedilirken kimse Ortodoks Hristiyanlar diye bahsetmiyor. Rum Kilisesi, Rum hastanesi, Rum cemaati, Rum yetimhanesi, Rum patrikhanesi gibi kavramlarla ifade edilirken hiç kimse Ortodokslar şeklinde bir ifadede bulunmuyor. Bundan da rahatsız olmuyor.
Yunanistan, kendi ülkesi dışındaki Ortodoks soydaşlarına dahi sahip çıkmamışken kendi ülkesindeki Müslüman azınlığa sahip çıkacağı beklenmemelidir. Gazze savaşı sırasında Rum Ortodoks kiliseleri İsrail tarafından bombalanırken kılı bile kıpırdamayan Ortodoks Yunanistan’ın İstanbul'daki Rum azınlığın haklarından bahsetmeye hakkı var mıdır? Ahlaki olarak tartışmalıdır. Gazze'deki bombalanan Rum kilisesinin hesabını bile İsrail’den Türkiye’ye sormuştur!
Sonuç olarak Yunanistan yine her zamanki gibi Türkiye düşmanlığına devam ediyor. Bu düşmanlık Yunanistan’ın iliklerine kadar işlemiş. Aslında bir nevi Avrupa’da Yunan kimliğinin uğramış olduğu erozyonu önleme adına, Yunan kimliğini yeniden canlandırma adına Türk ve Türkiye düşmanlığına ihtiyacı bulunmaktadır. Çinlilerin meşhur bir deyimi var: Düşmanı olmayan ulus yaşayamaz! İşte Yunanistan’ın da aslında Türkiye stratejisi böyle bir basit gerekçe üzerine kuruludur. Yunan kimliğinin yaşayabilmesi için Türkiye’nin düşmanlığı gereklidir. Onun için ara ara Türkiye, Yunanistan’a karşı düşmanlık yapması için tahrik edilir: Bu bazen Kıbrıs üzerinden olur, bu bazen Batı Trakya üzerinden olur, bu bazen de adalar ve 12 mil üzerinden olur ama hedef aynıdır. Türkiye’nin Yunanistan’a yönelik sert tutum takınması amaçlanır. Böylelikle “doğudaki düşman” Yunan kimliğini, Yunan halkını bir arada tutulabilecektir; ancak 21. yüzyılın en önemli marazlarından bir tanesi Avrupa Birliği projesi içerisindeki zayıf ulus devletlerin özellikle Yunanistan gibi ekonomik olarak zayıf ve bağımlı ülkelerin Avrupa kimliği içeresinde kendi kimliğinin erimesi ve kaybolması tehlikesidir. Yunanistan da ulus kimliğini kaybetmemek için Türkiye’ye ve onun sözde düşmanlığına ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç ortadan kalkmadıkça aradaki, düşmanlık da ortadan kalkmaz.
Hatırlanacağı üzere benzer bir durum 7 Ocak 2011’de Erzurum Kış oyunlarının açılış töreninde olmuştu. Törene davet edilen ve burada açılış konuşması yapan dönemin Yunan Başbakanı Papandreu, konuşmasında iki ülke arasındaki sorunlardan tutun da iki ülke savaş uçakları arasındaki it dalaşına kadar bir çok meselede misafir olduğunu unutarak bizi suçlama cüretini göstermişti. Türk hava sahasında uçan uçaklarımızı Yunan hava sahasını ihlal etmekle suçlamıştı. Bu nedenle Miçotakis’in tavrı açıkçası çok da şaşırtmadı. Selefleri de aynı nezaketsiz üslupla ülkemizi ziyaret etmişlerdi. Biz ise her şeye rağmen törelerimizin ve geleneklerimizin emrettiği şekilde ev sahipliğini yaptık! Canımız sıkıldı ama misafirdir dedik sustuk!