Çin’in BM Güvenlik Konseyi’ndeki veto hakkı

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde son olarak Hürmüz Boğazı’ndaki ticari denizcilik rotalarını kullanan devletleri, ticari gemilere refakat edilmesi dahil, boğazdan geçişin güvenliğini sağlamaya ve savunma niteliğindeki çabaları koordine etmeye çağıran karar tasarısı, Çin ve Rusya’nın veto oylarıyla reddedildi. 7 Nisan’da oylanan karar tasarısı, ilgili devletleri “şiddetle teşvik eden” bir içeriğe sahipti. Güvenlik Konseyi’nin 11 üyesi lehte oy kullanırken, Kolombiya ve Pakistan çekimser kaldı.

BM Güvenlik Konseyi’nde veto hakkı, tarihsel olarak en aktif biçimde, SSCB dönemi dahil Rusya ve ABD tarafından kullanılmış durumda. BMGK daimi üyelerinden ABD, özellikle 1970’li yıllardan sonra vetoyu dış politika önceliklerini koruyan başlıca diplomatik araçlardan biri haline getirdi ve kendi ulusal/uluslararası çıkarlarına aykırı gördüğü karar tasarılarını tam 93 kez veto etti. Çin’in tutumu ise vetoyu “istisnai bir araç” olarak görme yönünde. En az veto kullanan daimi üyelerden biri olan Çin, bu yola seyrek olarak başvuruyor. Birleşmiş Milletler’e üye olduğu 1971’den bugüne dek Çin’in toplam 16 veto oyu var. Ateşkesten önce Hürmüz Boğazı’ndaki son durumla ilgili veto hakkını kullanması ise İran/ABD-İsrail savaşına dair net bir tutum niteliğinde.

Devletlerin egemenlik hakkını savunmak

Bilindiği gibi Birleşmiş Milletler’deki Çin koltuğu 1971’de Taiwan merkezli Çin Cumhuriyeti’nden alınarak Çin Halk Cumhuriyeti’ne verildi. Bu tarihten sonra Çin’in yaklaşımı, egemenlik hakkı, iç işlerine karışmama, rejim değişikliği karşıtlığı ve ülkelere uygulanan yaptırımlara mesafe koymak şeklinde gelişti. Yani Çin, çoğu zaman Batılı ülkelerin sunduğu ve başka devletlerin iç siyasi yapısına müdahale anlamına gelebilecek karar tasarılarına karşı durdu, vetoyu en çok kullandığı alanlar egemenlik ve müdahale karşıtlığı olarak belirdi.

2011 sonrasında Çin’in veto kullanımında en belirgin konu Suriye iç savaşı oldu ve Esad yönetimini kınayan, yaptırım öngören, rejim değişikliğine zemin hazırlayabilecek karar tasarılarını Rusya’yla birlikte veto etti. Libya’da 2011’de NATO müdahalesinin rejim değişikliğine dönüşmesinden sonra Çin’in bu konuda daha sertleştiği görülüyor. Söz konusu Suriye vetoları, “devletlerin iç işlerine müdahale edilmemesi” anlayışını yansıtıyor ve Batı destekli “insan hakları” ve yaptırım karar tasarılarına doğru genişliyor.

2008’de Zimbabwe, ardından Myanmar ve Venezuela dosyalarında da Rusya’yla birlikte hareket edip ilgili karar tasarılarına dönük blokaj uygulayan Çin, ısrarla “BM Güvenlik Konseyi, iç siyasi krizleri rejime baskı aracına dönüştürmemeli” anlayışını savunuyor.

ABD’ye karşı jeopolitik denge

Dikkat çekici noktalardan biri, Çin’in veto hakkını genellikle tek başına değil Rusya’yla birlikte kullanması. Çin’in veto ettiği kararların büyük kısmında Moskova’nın da aynı yönde oy kullanması, özellikle ABD ve Batı bloğuna karşı jeopolitik denge siyasetinin göstergesi. Öte yandan Çin’in veto yerine sık sık başvurduğu yöntemin ise çekimser oy kullanmak olduğu görülüyor. Diplomatik esneklik elde etmek ve tarafsız görünümü korumak amaçlı bu tutum, kuşkusuz ki Çin’in “sorumlu büyük güç” imajını koruma stratejisinin de bir parçası.

Uluslararası düzenin, Batı’nın tek taraflı müdahale stratejisine dönüşmemesini sağlamaya dönük bir çaba içindeki Çin, Güvenlik Konseyi’ndeki veto hakkını, çok kutupluluk, egemen devlet ilkesi ve ABD etkisini sınırlama politikalarının bir uzantısı olarak görüyor. ABD vetolarının büyük kısmı İsrail’le ilgili karar tasarılarıyla ilgiliyken, Çin, BM Güvenlik Konseyi’nin eylemlerinin güç kullanımına izin vermemesi, gerilimleri daha da artırıp ateşe benzin dökmemesi gerektiğini vurguluyor.

Çin’in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Fu Cong’un veto edilen son karar tasarısıyla ilgili olarak yaptığı açıklamada belirttiği gibi:

“ABD’nin bir medeniyetin varlığını açıkça tehdit ettiği, İran’a dayatılan mevcut düşmanlıkların daha da tırmanmasının çok muhtemel olduğu bir dönemde, taslak karar kabul edilmiş olsaydı, son derece yanlış bir mesaj gönderecek ve çok ciddi sonuçlar doğuracaktı. Güvenlik Konseyi’nin kararları, durumu yatıştırmayı hedeflemeli ve izinsiz askeri operasyonlara yasal bir kılıf sağlamamalıdır.”