Çin yazı karakterlerinin atası: Cang Jie

Efsaneye göre, Çin uygarlığının en eski ve merkezi kurucu figürlerinden biri sayılan Sarı İmparator Huangdi’nin Cang Jie adındaki tarihçisi olağanüstü ve aydınlanmış bir kişiydi. Dünyadaki tüm nesneleri gözlemleyen dört tane gözü vardı. Bir gün gökyüzündeki yıldızlara ve kuşlara, yerdeki hayvan izlerine baktığında, farklı şekillerin farklı nesneleri ayırt etmek için kullanılabileceğini fark etti ve ilk piktografik karakterleri yarattı. Tanrılar Cang Jie’nin bu başarısından etkilendiler ve dünyaya darı yağdırdılar. Han karakterleri insanlar için kutsal sayılmaya başlandı ve Cang Jie “karakterlerin tanrısı” oldu. Çinliler nesiller boyunca ona hayranlık beslediler.

Çin’de bugün de saygıyla anılan, çocuk kitaplarında ve popüler kültürde yer alan, Çincenin doğayı taklitle ortaya çıktığı fikrinin sembolü olan Cang Jie için her yıl Shaanxi eyaletinin Baishui bölgesinde anma törenleri düzenleniyor. Yerel düzeyde “kültür atası” saygısı taşıyan etkinlikte geleneksel ritüeller ve tütsü sunumları yapılıyor, çeşitli kültürel faaliyetler gerçekleştiriliyor. Çin yazı sisteminin sürekliliğinin sembolü olarak ele alınan, “Beş bin yıllık kesintisiz yazı geleneğini” anlatısının önemli bir parçası olan Cang Jie’nin adı modern dijital kültürde de yaşatılıyor. “Cangjie Input Method” denilen klavye yöntemi doğrudan onun adını taşıyor ve yazının icadı ile dijital yazım teknolojisi arasında sembolik bir köprü kurulmuş oluyor. “Medeniyet kurucusu” kabul edilen efsanevi tarihçi, modern Çinli akademisyenler tarafından da yazının kolektif evriminin mitolojik temsilcisi olarak niteleniyor.

20 Nisan Dünya Çince Günü

Grafik yazılı dil türü olan Han karakterlerinin eşsiz, kendine özgü görsel özellikleri vardır ve “yaşayan fosiller” olarak nitelenmektedirler. Çağlar boyunca basitleşerek Çin uygarlığını bir noktada toplayan bu karakterler yazı sistemleri bakımından Kore ve Japonya gibi ülkeleri de derinden etkilemiştir. Birleşmiş Milletler’in 2010 yılından itibaren her 20 Nisan’ı “Dünya Çince Günü” olarak kutladığı düşünülürse, “Önce Çin yazı karakterleri vardı!” demek çok da yanlış olmaz sanırım. 20 Nisan tarihi doğrudan Cang Jie’ye atfen seçilmiş durumda ve aynı zamanda geleneksel Çin takvimindeki “Guyu” (darı yağmuru) gününe denk geliyor. Birleşmiş Milletler’in İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Rusça, Arapça gibi dil günleriyle birlikte Çinceye de kültürel açıdan sembolik bir gün seçmesi (örneğin İngilizce günü Shakespeare’nin doğum, İspanyolca günü Cervantes’in ölüm günü), kökene yapılan esaslı bir vurgu niteliğinde. BM’nin çok dilliliği teşvik için Çinceyi de temel dillerden biri olarak kabul etmesi, gelişimini halen sürdüren ve gençliğini koruyan bu dil açısından çok önemli hiç kuşku yok ki. Söz açılmışken, BM’nin bir Türkçe Günü’nün olmaması da büyük bir eksiklik tabii.

Birleşmiş Milletler, Dünya Çince Günü’nü sembolik bir anma olmanın ötesinde dil-diplomasi ve kültürel görünürlük üretimi olarak düzenliyor ve kutlamalar hem New York, Cenevre, Viyana gibi BM merkezlerinde hem de dünya genelindeki eğitim ve kültür kurumlarında çok katmanlı şekilde yürütülüyor. Kaligrafi ve dil atölyeleri, sergiler, müzik, dans ve geleneksel sanatlar gösterileri, açık dersler, yazı karakteri yarışmaları, edebiyat, felsefe, tarih seminerleri, çeviri atölyeleri, sosyal medya kampanyaları, Çin kültürünün “yumuşak güç” enstrümanları olarak devreye giriyorlar. Konfüçyüs Enstitüleri ve üniversiteler ana organizatörler olarak öne çıkıyorlar ve 20 Nisan aslında tek bir izole gün olarak değil, tüm yıla yayılan etkinliklerin dönüm noktası olarak beliriyor.

Geleceğin stratejik dili

Çin medyası da 20 Nisan’ı sadece kültürel bir kutlamadan çok daha geniş bir jeokültürel ve diplomatik çerçeve içinde ele alma eğiliminde. En belirgin tema, Çincenin artık yanlıca bir ulusal dil değil küresel bir iletişim aracı olduğu şeklinde. Küresel etkinliklere geniş katılım da Çin dili ve kültürünün yükselen cazibesinin kanıtı olarak yorumlanıyor. Global Times’ta çıkan bir makalede Dil, “medeniyetler arasında köprü kuran en az çatışmalı araç” olarak değerlendiriliyor ve dil üzerinden kurulan bağların çatışmalardan çok daha kalıcı olduğu vurgulanıyor. Önemli bir not: Küresel söylem alanının uzun süredir Batı lehine dengesiz olduğu uluslararası süreçte, Çincenin yaygınlaşmasının bu durumu dengeleyen alternatif bir perspektif sunduğu savunuluyor. Yapay zeka destekli çeviri araçları, eğitim robotları, dijital öğrenme platformları ve küresel çevrimiçi ders programlarının, teknolojik altyapı üzerinden hızlanan bir ortam yarattığı ve Çincenin yayılmasını sağladığı belirtiliyor.

Mitolojik söylenceye göre 5 bin yıl önce Cang Jie’nin doğayı gözlemlemesinin sonucunda doğan yazı karakterlerinin ve bir bütün olarak Çincenin, dünyanın en zor dili olmakla beraber hızla yaygınlaşmasının, “geleceğin stratejik dili” olmasıyla da sıkı bağları var. En eski ama en genç dil.