Dünya

Beş soruda Venezuela dosyası

ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırması uluslararası hukukun fiilen askıya alındığını ve II. Dünya Savaşı sonrası BM merkezli düzenin çöktüğünü gösterdi. Trump’ın bu hamleyi “Donro Doktrini” adı altında savunması ise küresel siyasetin meşruiyet arayışından koparak açık güç kullanımına dayalı yeni bir döneme girdiğini ortaya koyuyor.

Beş soruda Venezuela dosyası

3 Ocak 2026 tarihinde, uluslararası hukuk ve diplomasi tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir olay yaşandı. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, ABD özel kuvvetlerinin gerçekleştirdiği bir operasyon neticesinde kaçırıldı. Bu hadise, sadece meşru bir devlet başkanının egemenliğine bir saldırı değil, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan Birleşmiş Milletler merkezli statükonun tamamen rafa kaldırıldığının ilanıdır. ABD'nin bu müdahaleyi herhangi bir uluslararası meşruiyet aramadan, doğrudan enerji kaynakları ve bölgesel güvenlik argümanlarıyla savunması, küresel siyasetin artık "orman kanunları" olarak tabir edilen çıplak güç dönemine evrildiğini göstermektedir.

Olayın hemen ardından Donald Trump’ın bu hamleyi yeni bir doktrin çerçevesinde savunması ve operasyonun sadece Venezuela ile sınırlı kalmayıp Grönland ve Kuzey Deniz Rotası gibi stratejik bölgelere uzanan bir ajandanın parçası olduğunun sinyallerini vermesi, küresel denklemi kökten değiştirdi. Bu süreci ve yaşananların iç yüzünü tüm derinliğiyle anlamak adına, sürece dair en kritik beş soruyu ve yanıtlarını aşağıda sunuyoruz:

1. Maduro’nun Alıkonulması Amerikan Hegemonyasının Zirvesi mi?

Hayır, tam aksine bu operasyon ABD’nin küresel hegemonyasının "serbest düşüş" evresine girdiğinin en somut kanıtıdır.

Askeri bir baskınla bir lideri alıkoymak taktiksel bir başarı olsa da, stratejik bir yıkımdır. Bir devletin "süper güç" sıfatı, sadece kaba kuvvet uygulayabilmesinden değil, bu kuvveti uluslararası hukuka ve ahlaka uygunmuş gibi dünyaya kabul ettirebilmesinden (rıza üretme) gelir. 2003 Irak işgalinde bile ABD, elinde sahte kanıtlar olsa da BM kürsüsünden dünyaya bir hikaye anlatmaya çalışmış, müttefik toplamıştı. Bugün ise Trump yönetimi, hiçbir müttefik aramadan, kendi Kongresi’ni dahi devre dışı bırakarak hareket etmiştir. Bu durum, ABD’nin artık dünyayı ikna edecek bir ideolojisi, demokrasisi veya ortaklık teklifi kalmadığını; elinde kalan tek aracın "çıplak şiddet" olduğunu gösteriyor.

2. Ankara’nın Bu Kriz Karşısındaki Stratejik Tavrı Ne Anlama Geliyor?

Türkiye'nin bu olaya verdiği tepki, v "vefa" ve "reelpolitik" (gerçekçi siyaset arasındaki bir denge çabaları olarak yorumlanabilir. Türkiye'nin tavrı iki boyutta ele alınmaktadır. İç kamuoyuna yönelik en sert mesaj MHP lideri Devlet Bahçeli'den gelmiş, durum bir "15 Temmuz" benzetmesiyle işbirlikçiler üzerinden okunmuştur. Ancak dış politikada, özellikle Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı düzeyinde daha temkinli, "itidal" çağrısı yapan bir dil kullanılmıştır. Bunun sebebi, Trump döneminde ABD ile açılması beklenen yeni sayfa ve Türkiye'nin Suriye, Doğu Akdeniz, Somaliland gibi bölgelerdeki stratejik çıkarlarıdır.

3. "Donro Doktrini" Küresel Sistemde Neyi Değiştiriyor?

Bu kavram, 1823 tarihli Monroe Doktrini'nin (ABD'nin Batı yarımküreye Avrupalıların müdahalesini yasakladığı doktrin) Trump tarafından güncellenmiş halidir. Trump, ABD'nin artık dünyanın her yerinde (Atlas gibi yerküreyi sırtında taşıyarak) olamayacağını kabul ederek "evine", yani Batı yarımküreye (Latin Amerika ve Karayipler) geri dönmektedir. "Donro" (Donald + Monroe) ismini verdiği bu yaklaşımla ABD; uyuşturucu, kara para ve enerji güvenliği bahaneleriyle kendi "arka bahçesi" olarak gördüğü bu bölgede her türlü çıplak şiddeti ve müdahaleyi uygulama hakkını kendinde görmektedir.

4. Çin de benzer şekilde kendi nüfuz alanlarını yaratır mı?

Çin, Washington'ın güncel politikalarının aksine dünyanın nüfuz alanlarına ve duvarlara bölünmesinden bir çıkar sağlamamaktadır. Çin’in bugünkü refahı küreselleşme, dışa açılma ve ticaret yollarının serbestliği sayesinde oluşmuştur. Bu nedenle Çin, "nüfuz alanları" yerine tüm dünyayı ticaret hatlarıyla birbirine bağlayan (Kuşak ve Yol) adil bir küreselleşmeyi savunmaktadır. Ayrıca Venezuela'nın egemen bir devlet olması ile Tayvan'ın hukuki ve tarihsel statüsü arasında belirgin farklar vardır.

5. Trump'ın Grönland ısrarı bize ne anlatıyor?

Grönland meselesi sadece toprak satın almak değil, stratejik bir ticaret rotası kavgasıdır. Bölgedeki buzullar eridikçe, Rusya ve Asya'yı Avrupa'ya çok daha kısa sürede bağlayacak, ABD kontrolünde olmayan yeni bir kuzey ticaret yolu ortaya çıkmaktadır. ABD, dünyadaki tüm önemli boğazları ve rotaları (Malakka, Kızıldeniz vb.) kontrol etmek isterken, kendi denetimi dışında bir rotanın oluşmasını "finans-kapital açısından bir kabus" olarak görmektedir. Grönland'ı alarak veya orada askeri üsler kurarak bu yeni rotayı denetim altında tutmayı amaçlamaktadır. Ayrıca bölgedeki kritik nadir toprak elementleri ve enerji kaynakları da bu ısrarın bir diğer önemli sebebidir.