Son yıllarda Batı ittifakının tartışmasız merkezi olan Washington, artık Avrupa nezdinde eski güvenilirliğini hızla yitiriyor. Geçen Mart ayında Polonya, İspanya, Belçika, Fransa, Almanya ve İtalya’da yapılan kapsamlı bir kamuoyu araştırması, kıtanın ruh halindeki köklü değişimi gözler önüne serdi. Katılımcıların yalnızca %12’si ABD’yi “yakın müttefik” olarak tanımlarken, %36’sı doğrudan bir “tehdit” olarak görüyor. Aynı araştırmada Çin ise görece daha az (%29) tehditkâr bir aktör olarak algılanıyor. Bu veriler, transatlantik omurganın sessiz ama derin bir kırılma yaşadığını kanıtlıyor. Avrupa sokaklarında artık Washington’un kendi çıkarlarını dayatan bir aktöre dönüştüğü konuşuluyor.
Kopuşun ekonomik anatomisi
Atlantik’in iki yakası arasındaki soğumanın temelinde ekonomi yatıyor. Beyaz Saray, özellikle yarı iletkenler, elektrikli otomobiller ve yeşil enerji gibi stratejik alanlarda korumacı ve tek taraflı bir tutum sergiledi. 2026 başında yaşanan “Grönland Krizi” ise bardağı taşıran son damla oldu. Trump, Avrupa ülkelerinden yapılan ithalata %10 ilâ %25 arasında ek gümrük vergileri koymakla tehdit ederek, bu stratejik adayı “tamamen satın almak” için pazarlık masasında bir koz olarak kullandı.
Avrupa’nın yanıtı ise sert ve net oldu: Şantaj. İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, ülkesinin bu tür bir baskıya boyun eğmeyeceğini açıklarken, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, tehdidin gerçekleşmesi halinde birleşik ve koordineli bir yanıt verilmesi çağrısı yaptı.
Çin, rakipten ziyade bir fırsat
Söz konusu ortamda, Trump yönetiminin öngörülemez duruşunun yarattığı boşlukta, Çin giderek daha farklı bir konum kazandı. Anketlere göre Avrupa kamuoyu Çin’i, ABD’den daha az tehditkâr buluyor. Bunun nedeni, Çin’in Avrupa’ya şu anda ABD’nin sunmakta en çok zorlandığı şeyi vaat ediyor olmasıdır; istikrarlı pazar erişimi, büyük ölçekli üretim kapasitesi ve karşılıklı faydaya dayalı işbirliği fırsatları.
Özellikle yeşil dönüşüm alanında Çin, Avrupa için vazgeçilmez bir ortak haline geldi. Batılı ülkelerin karbon nötr hedeflerine ulaşması için batarya teknolojilerinden güneş panellerine, nadir toprak elementlerinden akıllı şebeke altyapısına kadar pek çok alanda Çin’in sağladığı maliyet avantajı ve üretim kapasitesi kritik önem taşıyor. Bu işbirliği, kıtasal bir bağımlılık yaratmak yerine, Avrupa’nın enerji dönüşümünü hızlandırarak daha dirençli bir yapı inşa etmesine olanak tanıyor.
Yoğun ziyaret trafiği
Bu eğilimin somut göstergeleri, Avrupa ülkelerinin ve Avrupa Birliği (AB) kurumlarının Çin ile yürüttüğü yüksek düzeyli ziyaretlerde de açıkça görülüyor.
2025 Haziran’ında AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Pekin’de Çin liderleri ile AB-Çin ticaret ve yatırım ilişkilerini görüştü. Ortaya çıkan anlaşmalar arasında iklim ve enerji alanında ortak pilot projeler ile dijital ekonomide veri güvenliği ve standart uyumu konusunda mutabakat yer aldı. Von der Leyen, bu işbirliğinin sürdürülebilir kalkınmayı ve dijital dönüşümü destekleyeceğini vurguladı.
Aynı yılın Temmuz ayında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Çin liderleri ile enerji, havacılık ve yapay zekâ alanlarında işbirliği fırsatlarını ele aldı. Havacılıkta ortak Ar-Ge protokolü ve yenilenebilir enerji yatırımları için anlaşmalar imzalandı. Macron, Fransa ve Çin’in küresel ekonomi ve iklim krizinde ortak sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirtti.
Almanya ve İtalya da bu yönelimi takip etti. Eylül ayında Şansölye Olaf Scholz, Almanya-Çin ekonomik forumunda elektrikli otomobil, batarya üretimi ve karbon azaltımı projeleri üzerinde uzlaşırken; Kasım’da İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Çin ile uzun dönemli tarım ihracatı ve kültürel değişim protokolleri imzaladı. Her iki lider de işbirliğinin Avrupa’nın ekonomik ve çevresel hedeflerini ilerletmede kritik olduğunu ifade etti.
AB düzeyinde de diplomatik temaslar devam etti. Ekim 2025’te AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Çin ile stratejik diyalog ve güvenlik işbirliği mekanizmalarını güçlendirdi. Mart 2026’da ise AB Ticaret Komiseri Valdis Dombrovskis, ticaretin şeffaflığı ve standart uyumu konularında anlaşmalara imza atarak karşılıklı fayda odaklı işbirliğini pekiştirdi.
Son olarak içinde bulunduğumuz Nisan ayında İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Çin’e resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret kapsamında iki ülke arasında altyapı ve liman modernizasyonu projeleri için Çinli firmalarla işbirliği protokolü ile dijital girişimler ve e-ticaret alanında ortak bir platform kurulmasına yönelik anlaşma imzalandı. Dört yıl içinde dört kez Çin’i ziyaret eden Sánchez, “Yeni soğuk savaş” ve “Çin’den ayrışma” eğilimlerine karşı çıktıklarını vurguladı ve Avrupa-Çin ilişkilerinin dünya barışı ve istikrarına fayda sağlayacağını söyledi.
“Bu bizim savaşımız değil”
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a saldırmasının ardından, Hürmüz Boğazı’nda tansiyon yükseldi; tanker geçişlerinde aksaklıklar ve güvenlik tehditleri küresel enerji piyasalarında fiyat dalgalanmalarına yol açtı. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki ani yükseliş, Atlantik’in iki yakasında farklı yaklaşımların ortaya çıkmasına neden oldu. Saldırının ilk günlerinde birçok Avrupalı lider yaptıkları açıklamalarla bu fikir ayrılığını ortaya koydu.
1 Mart: Almanya Şansölyesi Olaf Scholz, “Bölgesel gerilimi tırmandıracak askeri adımlar yerine, diplomasi ve diyalog kanallarını kullanmalıyız. Avrupa’nın enerji güvenliği ve istikrarı önceliğimizdir.”
2 Mart: Fransa Cumhurbaşkanı Macron, “ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonu ciddi bir enerji krizine yol açabilir. Fransa, gerilimin düşürülmesi ve Hürmüz Boğazı’nda güvenliğin sağlanması için diplomatik çabaları destekliyor.”
3 Mart: İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Avrupa ve uluslararası toplumu diplomatik çözüme çağırdı. Aynı gün İspanya Başbakan Pedro Sánchez, “Saldırı, gereksiz gerilimi artırıyor ve Avrupa’nın çıkarlarına zarar veriyor.” dedi.
4 Mart: AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, “AB, İran’a karşı askeri operasyonu onaylamıyor.” açıklamasını yaptı. Aynı gün, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen “Enerji arz güvenliği ve ekonomik istikrar Avrupa için hayati önemde. AB, askeri çözümlerden uzak durulmasını savunuyor.” dedi.
İran saldırısı ile ortaya çıkan AB-ABD arasındaki ayrışmanın en net ifadesi ise 16 Mart’ta Brüksel’de toplanan AB Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın ardından konuşan AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’tan geldi. AB üyesi hiçbir ülkenin bu savaşa çekilmek istemediğini belirten Kallas, “Bu bizim savaşımız değil” dedi.
Aynı gün Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, "Bu bizim savaşımız değil. Biz başlatmadık. Diplomatik çözümler ve hızlı bir son istiyoruz." diyordu. İngiltere Başbakanı Keir Starmer da 31 Mart’ta kendisine sorulan “Orta Doğu'ya İngiliz askerlerini göndermeyi düşünüp düşünmediği” sorusuna, “Bu bizim savaşımız değil ve bu savaşa sürüklenmeyeceğiz” yanıtını veriyordu.
İran saldırısı ve ardından başlayan enerji krizi, Atlantik’in iki yakası arasındaki temel fikir ayrılıklarını ve stratejik uyumsuzluğu görünür kıldı.
Bu durum, Avrupa’nın kendi enerji güvenliği ve diplomatik özerklik arayışını hızlandırırken, ABD ile uzun vadeli güvenlik işbirliğinin yeniden müzakere edilmesi ihtiyacını gündeme taşıdı.
İhanet değil, hayatta kalma refleksi
Avrupa artık “ya onlardan ya bizden” şeklindeki iki kutuplu bir rekabetin parçası olmayı reddediyor. ABD’nin Çin ile rekabetine angaje olmak yerine, kendi çıkarlarını maksimize eden bir denge politikası izliyor. Trump yönetimi, Grönland tehdidinde olduğu gibi müttefiklerinin çıkarlarını kendi siyasi kazançları için feda ettikçe, Avrupa’nın ABD’ye olan mesafesi giderek açılıyor. Washington’ın “Önce Amerika” politikaları ne kadar sık dayatılırsa, Atlantik’in batısı Avrupa için o kadar yabancı, doğusu ise o kadar cazip hale geliyor.
Sonuç olarak, Avrupa’nın Çin ile kurduğu yakın temaslar ve somut anlaşmalar, kıtanın ekonomik ve teknolojik bağımsızlığını güçlendiriyor. Bu adımlar, ABD’ye karşı bir sadakat ihlali değil, belirsizliklerle dolu bir dünyada hayatta kalma stratejisinin bir örneği olarak öne çıkıyor. Önümüzdeki dönemde ABD giderek daha fazla bir istikrarsızlık kaynağı olarak algılanırken, Çin “zorunlu bir fırsat” haline gelecektir.