İran’ın ABD-İsrail saldırısında şehit olan dini lideri Ali Hamaney, bu göreve gelmeden önce 1981-1989 yılları arasında ülkesinin cumhurbaşkanıydı. İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni’nin 3 Haziran 1989’daki ölümünün ardından Uzmanlar Meclisi’nce “Velayet-i Fakih” (Yüce Lider) seçilen Hamaney, İran-Irak savaşına denk gelen cumhurbaşkanlığı süresince, çok zorlu bir dönemdeki etkili yönetimiyle dikkat çekmişti. Görevi boyunca Suriye, Libya, Türkiye, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Pakistan, Cezayir gibi çeşitli bölgesel ve politik açıdan yakın ülkelere gidip dış temaslarda bulunan Hamaney’in en son ziyaret ettiği ülkeyse Çin olmuştu. Hamaney, kritik bir dönemde gerçekleşen Çin ziyaretinin ardından, 37 yıl boyunca bir daha ülkesinin dışına hiç çıkmadı.
Stratejik dönüm noktası
Ali Hamaney’in 1989’daki ziyareti, İran-Çin ilişkilerinde stratejik bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. Çin lideri Deng Xiaoping ve dönemin Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri Jiang Zemin’le görüşmeler gerçekleştiren, Beijing’de ekonomik, askeri ve teknolojik işbirliği konularında üst düzey temaslarda bulunan Hamaney, İran-Irak savaşının (1980-1988) hemen ardından ülkesi için askeri modernizasyon arayışındaydı. Çin, İran’a balistik füze teknolojisi, deniz savunma sistemleri, konvansiyonel silah sistemleri konularında destek veren başlıca aktörlerden biri haline geldi ve ayrıca petrol ve doğalgaz alanında uzun vadeli işbirliği perspektifi ele alındı.
ABD’nin hem İran’a hem Çin’e yönelik baskı politikaları iki ülke arasında “Batı karşısında stratejik dengeleme” temelinde bir yakınlaşma yarattı ve öte yandan Çin’in enerji ihtiyacı ile İran’ın ihracat kapasitesi arasında, bugünlere dek gelen tamamlayıcı bir ilişki kuruldu. Hamaney’in Çin ziyareti, İran’ın Batı’dan tecrit edildiği bir dönemde alternatif güç merkezleriyle derin ilişki kurma politikasının ve “Doğu’ya açılım” stratejisinin başlangıç adımlarından biri olarak iz bıraktı. İki ülke arasında uzun vadeli stratejik ortaklığın temeli 1989’daki bu diplomatik yakınlaşmayla atıldı ve Soğuk Savaş’ın son dönemindeki yeni denge arayışı her iki ülke açısından da etkileri bugün de hissedilen sonuçlar verdi.
Asya’nın yükselen gücüyle işbirliği
1989’da Çin’de Tiananmen olayları patlak vermiş, İran’da Humeyni ölmüştü. Bu bağlamda ziyaret, iki sistemin de uluslararası yalnızlaşma riskine karşı, ikili destek arayışı anlamını taşıdı. Yalnızca bir diplomatik temas değil, özellikle İran açısından güvenlik doktrini, silahlanma politikası ve çok kutuplu dünya arayışı bakımından kurucu bir işbirliği adımı niteliği kazandı. Yurtdışı temaslarında yoğun biçimde ABD karşıtı ya da Batı’yla sorunlu ülkelerle yakınlaşma, Bağlantısızlar ve İslam dünyası içi diplomatik ağ kurma arayışında olan Hamaney, Çin ziyaretiyle bu çizginin Asya’daki yükselen büyük gücüyle stratejik temas aşamasına geçilmesini sağlamıştı.
2016’daki bir açıklamasında İran-Çin ilişkilerini “karşılıklı güvene dayalı bağımsız ortaklık” olarak değerlendiren Ayetullah Ali Hamaney, iki ülke arasında 2021’de imzalanan stratejik ortaklık anlaşmasının temelini atmış bir devlet adamıydı. ABD-İsrail saldırısında ailesi ve bazı çalışma arkadaşlarıyla birlikte öldürülmesi Çin Dışişleri Bakanlığı ve Beijing yönetimi tarafından şiddetle kınanırken, yalnızca dost bir ülkenin dini liderinin değil, Çin halkının gerçek bir dostunun kaybından doğan üzüntü de dile getiriliyordu.