Dünya

Abraham Anlaşmaları Ortadoğu’yu nasıl ateşe attı?

ABD’nin İsrail merkezli bir güvenlik mimarisi kurmak için devreye soktuğu Abraham Anlaşmaları 6 yaşında. Körfez ülkeleri ve İsrail arasındaki normalleşme olarak sunulan süreç özünde bölgenin benzersiz silahlanmasına neden olarak İran saldırganlığının taşlarını döşedi.

CGTN Türk Dış Haberler Servisi

ABD Başkanı Donald Trump’ın 2020’de Beyaz Saray bahçesinde Abraham Anlaşmaları vesilesiyle “yeni Ortadoğu’nun şafağını” ilan etmesi bugün de tartışılmaya devam ediyor. Altı yıl önce İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasında imzalanan Abraham Anlaşmaları, Washington tarafından bölgesel barışın temeli olarak sunulmuş; süreç kısa süre içinde Fas ve Sudan’ın da katılımıyla genişletilmişti. ABD merkezli dış politika çevreleri anlaşmayı Trump döneminin en önemli diplomatik başarılarından biri olarak pazarlarken, İsrail ile Körfez ülkeleri arasındaki normalleşmenin bölgeyi istikrara taşıyacağı savunuluyordu. Buna karşın Mayıs 2026 itibarıyla ortaya çıkan tablo, bu sürecin Ortadoğu’yu daha sakin değil, daha kırılgan bir düzene sürüklediğini gösteriyor.

İran’ın hedef alındığı gizlenmedi

Foreign Policy dergisinde yer alan analize göre; İsrail ile Körfez arasındaki yakınlaşma, diplomatik normalleşmenin ötesine geçerek ortak hava savunma ağları, istihbarat koordinasyonu ve bölgesel askeri entegrasyona dönüştü. Bugün Gazze’de yaşanan yıkım, İran’la derinleşen gerilim ve bölgesel bloklaşma, o dönemde kurulan güvenlik mimarisinin doğrudan sonucu olarak dikkat çekiyor.

Taraflar arasındaki anlaşama metinlerinde “bölgesel güvenlik” vurgusu öne çıkarılsa da İran’ın asıl hedef olduğu hiçbir zaman gizlenmedi. Washington yönetiminin 2021’de İsrail’i Avrupa Komutanlığı’ndan çıkararak CENTCOM kapsamına dahil etmesi, yeni askeri düzenin dönüm noktası oldu. Böylece İsrail ilk kez Körfez ülkeleriyle aynı operasyonel komuta mimarisi içinde yer aldı. Ortak füze savunma sistemleri geliştirildi, radar ağları birbirine bağlandı ve İsrail’in Körfez hava sahasına erişimi kolaylaştırıldı. Bu yapı, İran’a karşı ortak savunma hattı olarak sunuldu ancak aynı zamanda İsrail’in bölgesel operasyon kapasitesini de ciddi biçimde genişletti.

En büyük kırılma: Filistin dosyası

Süreç yalnızca askeri koordinasyonla sınırlı kalmadı. Silah ticareti, Abraham Anlaşmaları’nın ekonomik omurgası haline geldi. 2024 itibarıyla İsrail’in toplam silah ihracatının yaklaşık yüzde 12’si anlaşmaya taraf ülkelere yapılıyor; bu ticaretin büyüklüğü yaklaşık 2 milyar dolara ulaşıyor. BAE başta olmak üzere Körfez ülkeleri İsrail’in hava savunma sistemleri, siber güvenlik teknolojileri, insansız deniz araçları ve gözetim altyapılarıyla donatılırken, İsrail ordusu da Yemen açıklarındaki Sokotra Adası gibi stratejik bölgelerde operasyonel erişim kazandı. Bölgesel güvenlik adı altında kurulan yapı, zamanla İran merkezli daha agresif bir askeri eksene dönüştü.

Abraham Anlaşmaları’nın en büyük kırılma noktası ise Filistin dosyasında ortaya çıktı. İsrail hükümeti açısından normalleşme süreci, Filistin sorununu çözmenin değil, etkisizleştirmenin aracı haline geldi. Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşim faaliyetleri ve yerleşimci saldırıları anlaşma sonrası dönemde hızlandı. 2022’de yerleşimci şiddetindeki artışın 2020’ye kıyasla yüzde 123’e ulaştığı belirtiliyor. Buna paralel olarak BAE ve Bahreyn’in UNRWA’ya yönelik mali desteklerini büyük ölçüde azaltması, Arap dünyasında Filistin meselesinin ikinci plana itildiği yönündeki algıyı daha da güçlendirdi.

Altı yılın ardından Abraham Anlaşmaları, başlangıçta vaat edilen "bölgesel huzur ve ekonomik entegrasyon" vizyonunun aksine, bugün Gazze’den Batı Şeria’ya, Lübnan’dan İran’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada çatışmayı dondurmak yerine onu kurumsallaştıran ve derinleştiren bir mekanizmaya dönüşmüş durumda.