ABD ve İsrail’in yeni kabusu: Müjteba Hamaney

Günlerdir merak edilen soru nihayet cevabını buldu. İran'da ABD-İsrail ikilisi tarafından öldürülen dini lider Ali Hamaney’in yerine beklenildiği gibi oğlu Müjteba Hamaney resmen seçildi. Aslında Müjteba Hamaney daha babası hayattayken seçilmişti, dolayısıyla Uzmanlar Meclisi malumun ilamını yaptı ve bürokratik olarak kağıt üzerindeki resmi işlemleri sonuçlandırdı.

Daha başından itibaren ABD ve İsrail bin bir türlü tehditlerle Müjteba Hamaney'in dini lider olarak seçilmesini engellemeye çalıştılar. Çünkü hiç kimse bir babanın intikamını oğlundan dahi daha iyi alamaz. Müjteba Hamaney, babasıyla birlikte annesini, eşini, oğlunu, kız kardeşini, eniştesini,ve yeğenini kaybetti. Hepsi ABD-İsrail ikilisi tarafından katledildi. Bu nedenle Müjteba Hamaney en başta ailesinin kanını yerde bırakmayacaktır. Bir başka deyişle yeni dini lider ABD ve İsrail ile uzlaşma arayışında asla bulunmayacak çünkü arada ailesinin kanı bulunmaktadır.

Müjteba Hamaney ile birlikte Trump'ın hayal ettiği ABD ile işbirliği yapan Venezuela türü bir liderlik İran’da asla gerçekleşmeyecek. Çünkü Trump biliyor ki iran'la ilişkilerinin normalleşmesi ancak içeriden bir uzlaşmayla gerçekleşebilir. Yoksa ABD-İsrail Savaşı’nın İran üzerinde siyasi veya askeri anlamda çok da büyük bir değişim getirmeyeceği ortadadır. Çin’in sıklıkla söylediği gibi “güç hiçbir şeyi değiştirmeyecektir”.

Müjteba Hamaney’in dini lider seçilmesinden sonra halkın sokaklara dökülerek devrim marşları eşliğinde sevgi gösterilerinde bulunması, “Alluhu ekber Hamaney rehber” diye slogan atması ABD’nin İran toplumunu tamamen yanlış okuduğunun bir göstergesidir. Bu sokaklardan karşı bir devrim çıkmayacağı artık görülmüştür.

ABD-İsrail’in, hem dini lideri öldürüp hem İran’ın altyapı tesislerini bombalayıp üstüne de bir okulda kız öğrencileri katledip ardından da İran halkından destek ve dayanışma beklemesi ancak ve ancak cehaletten başka bir anlam taşımamaktadır.

Trump bu savaşı büyük beklentilerle başlatmış ve Ali Hamaney’in ortadan kaldırılmasıyla İran’ın yelkenleri indireceğini ve hızlı bir şekilde teslim sürecinin başlayacağını ve ABD ile çalışan yeni ılımlı bir liderliğin göreve geleceğini ummuştu. Böylece, Trump tereyağından kıl çekercesine İran meselesini halletmiş olacaktı. Ancak sahadaki gerçeklik böyle olmadı. Her şeyden önce her şeyin güllük gülistanlık olduğuna yönelik istihbarat raporu İsrail’den geldi. İsrail İran’ın bir gün içerisinde nükleer silah yapabileceği yalanından tutun da ABD’yi kıtalar arası balistik füzeyle vurabileceği iddiasına kadar her türlü bilgiyle bu raporu donatmıştı. Ancak savaş başlayınca Trump sahadaki gerçekliğin raporlarda anlatılan pembe tabloyla uyuşmadığını gördü. Bir kez daha 2003 yılında Irak'ta dumanı tüten kitle imha silahlarının varlığından bahseden ve daha sonra sahte olduğu ortaya çıkan istihbarat raporu skandalı bu sefer İran’da yaşanıyordu. Netanyahu, açıkça Trump’ı kandırmıştı.

Dahası mesele bununla da bitmiyor: Washington Post tüm yalanlamalara rağmen geçtiğimiz cuma günü Pentagon’un mühimmat yetersizliği konusunda kara kara düşündüğünü yazdı. Öyle ki ABD Savunma Bakanı, Tomahawk seyir füzeleri gibi ellerindeki hassas silahların savaşta kullanılması yerine yer çekimi ile çalışan lazer güdümlü bombalarını kullanacaklarını açıklaması da Pentagon’u doğrular nitelikteydi. Zira -1-2 milyon dolar arasında bir maliyeti olan hassas füzeler yerine neredeyse hiçbir maliyeti olmayan ve ABD de sınırsız stoğu bulunan yer çekimli yani bir başka değişle uçaktan hedefin tam üstünde serbest düşüş ile bırakılan bombalara geçilmesi hem ABD’nin hassas mühimmatta yaşadığı sıkıntıyı göstermesi açısından önemli hem de uzaktan hedefleri tam isabet vurma kabiliyetini bir tarafa bıraktığı için önemliydi. Ayrıca, uçakların doğrudan hedeflerin tam üstüne gelerek bomba bırakması gerekeceği için bu da Amerikan uçaklarının güvenliğini riske atacaktır. Geçtiğimiz cuma günü her ne kadar Trump silah üreticileriyle bir araya gelse de mühimmat ve silah üretimi öyle hemen bir anda ordu stoklarına girmeyeceği için önümüzdeki günlerde mühimmatla ilgili bir kriz yaşanması muhtemeldir. Bu arada benzer sıkıntıyı yaşayan İsrail’in ihtiyaçlarını karşılamak üzere Trump İsrail’e acil 151 milyon dolarlık silah satışını onayladı.

Tüm bunlar yaşanırken Washington Post’un bir haberi Washington’da bomba etkisi yarattı. Washington Post’a göre Rusya, İran’a Amerikan hedefleriyle ilgili ayrıntılı istihbarat veriyordu. Bu konuda Kremlin tarafından herhangi bir açıklama yapılmadı. Bilindiği üzere İran ve Rusya arasında geçtiğimiz yıl stratejik ortaklık anlaşması imzalanmıştı. Aynı zamanda Rusya’nın en zor günlerinde İran, Şehit-136 kamikaze dronunu Rusya’ya sağlayarak Rusya’nın Ukrayna cephesinde avantajlı bir pozisyon elde etmesini sağlamıştı. Daha sonra iki ülke Rusya’nın doğusunda ortak bir dron fabrikası kurarak özel konfigüre edilmiş Şehit-136 dronunu üretmeye başladılar. Bu nedenle İran’ın dron üretim fabrikaları imha edilse bile İran, Rusya ile birlikte Rusya topraklarında halen dron üretmektedir!

Bu arada Rusya’nın İran’a istihbarat yardımı aslında ABD’nin Rusya hedefleri hakkında Ukrayna’ya 2022’den beri sağladığı istihbarata karşı bir cevap olduğu da unutulmamalıdır!

Küresel Yönetişim girişimi uygulanmalı

Yine diğer bir gelişme ise 14. Ulusal Halk Kongresi'nin dördüncü oturumu sırasında düzenlenen basın toplantısında Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin İran savaşı konusundaki değerlendirmesi oldu. Dışişleri Bakanı Wang Yi; "Bu yaşanmaması gereken bir savaş; kimseye faydası olmayan bir savaş," diyerek askeri operasyonların derhal durdurulması ve durumun daha da tırmanmasının önlenmesi, çatışmanın yayılmasının engellenmesi için çaba gösterilmesi çağrısında bulundu.

Ayrıca Wang, "İran'ın ve Körfez bölgesindeki tüm ülkelerin egemenliğine, güvenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmeli ve ihlal edilmemelidir diyerek "Güç haklılık anlamına gelmez. Siviller mağdur edilmemeli" şeklinde konuştu.

Bunun yanında Wang, Ortadoğu halkının bölgenin gerçek efendisi olduğunu vurgulayarak "Ortadoğu meseleleri, bölgesel ülkeler tarafından bağımsız olarak belirlenmelidir. Renkli devrimler planlamak veya rejim değişikliği aramak halk desteği bulamaz" dedi.

Son olarak Çin Dışişleri Bakanı sorunların çözüm adresi olarak Xi Jinping’in önerdiği, merkezinde güçlü bir Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve sistemi olan Küresel Yönetişim girişimini uygulamak olduğunu ifade etti.

Sonuç olarak yeni dini lider Müjteba Hamaney, ABD ve İsrail ikilisi için yeni bir kabus olmuştur. Her ne kadar İsrail günlerdir televizyon kanallarında Müjteba Hamaney’in seçilmesi durumunda İsrail’in hedefi olacağını ve onun da etkisiz hale getirileceğini söylemiş olsa da bu tehdit İran tarafından ciddiye alınmamıştır. Kaldı ki Müjteba Hamaney’in böyle bir saldırı sonucu hayatını kaybetmesi durumunda onun yerine geçecek yeni dini lider de muhtemelen hazırdır. ABD ve İsrail ikilisi bilerek veya bilmeyerek İran’da sönmekte olan devrim ruhunu ve rejimi yeniden canlandırdı. Müjteba Hamaney halkta büyük bir heyecan yarattı.

Müjteba Hamaney’in yanında ayrıca Rusya'nın istihbarat sağlaması, Çin’in ise başta navigasyon olmak üzere teknik konularda İran’a imkanlar tanıması da ABD ve İsrail ikilisini zor durumda bırakmıştır. Özellikle her iki ülkede de seçimlerin olması ve istenilen sonuçların elde edilememesi, günlük bir milyar doları aşan savaş maliyeti ve evlerine tabut içerisinde dönen 8 Amerikan askerinin hesabı özellikle kasım ayında Trump’a sandıkta sorulacak.