ABD ve İsrail'in, İran hüsranı

28 Şubat’ta başlatılan askeri saldırı, İran’ın dini lideri Ali Hamaney'in hayatını kaybetmesi de dahil olmak üzere ağır kayıplara yol açtı. Şu ana kadar açıklanan resmi rakamlara göre 1348 kişi öldü, 17 bini aşkın kişi yaraldı... Bu tablo birileri için ezici bir askeri başarı olarak görülebilir. Ancak Washington Post'un ulaştığı diplomatik yazışma, zafer sarhoşluğunun perde arkasında bambaşka bir gerçeğin yattığını ortaya koyuyor.

ABD'nin İsrail Büyükelçiliği tarafından hazırlanarak Dışişleri Bakanlığı'na gönderilen 13 Mart tarihli gizli telgraf, İsrailli yetkililerin 11-12 Mart'taki üst düzey görüşmelerdeki değerlendirmelerini aktarıyor. Satır aralarındaki mesaj son derece açık: Tüm hesaplar tutmadı.

"Kırılmadı" itirafı

İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi, Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı'nın üst düzey yetkililerinin ortak kanaati, Tel Aviv ve Washington'da şok etkisi yaratmış olmalı. Eski liderlerini kaybetmelerine, ağır bombardıman altında olmalarına rağmen Tahran yönetimi "kırılmadı." Dahası, ABD ve İsrail "sonuna kadar savaşmaya hazır" bir dirençle karşı karşıya olduklarını itiraf ediyor. Bu itiraf, savaşın en temel amacının başarısızlığa uğradığını tescil ediyor. İran'a diz çöktürmek, yönetimi çökertmek ve ülkeyi kaosa sürüklemek hedefiyle yola çıkan ABD-İsrail koalisyonu, karşısında öngörülenden çok daha sağlam bir irade buldu.

Ayaklanma umudu ve katliam korkusu

Yazışmanın en çarpıcı bölümlerinden biri, İsrailli yetkililerin İran'da bir ayaklanma çıkmasını "umduklarını" dile getirmeleri. Bu, başından beri arzuladıkları rejim değişikliği hedefinin açık bir itirafı. Ancak hemen ardından gelen cümle, bu umudun ne kadar kırılgan ve çelişkili bir zemine oturduğunu gösteriyor.

İsrailli yetkililere göre, eğer İran halkı sokaklara dökülürse, ülkede kontrolü elinde bulunduran Devrim Muhafızları tarafından "katledilebilirler". Bu değerlendirme iki açıdan büyük bir itiraf niteliği taşıyor. Birincisi, İran Devrim Muhafızları'nın ülke içindeki hakimiyetinin ve kontrol kapasitesinin hala tartışmasız olduğunun kabulü. İkincisi ve daha vahimi protestoların bir katliama dönüşme ihtimaline rağmen bunu ummak. Bu, ABD ve İsrail’in, halkın can güvenliğini siyasi hedefleri uğruna gözden çıkarılabileceğinin ürkütücü bir göstergesi.

ABD-İsrail ikilisi, askeri güçle kıramadıkları İran'ı, içeriden çökmeye mahkum etme hayali kuruyor. Ancak bu hayalin gerçekleşmesi için dahi, kendi değerlendirmelerine göre "katliam" riskini göze almak zorundalar. İranlı yetkililerin verdiği 17 bini aşkın yaralı sayısı, saldırıların sivil halk üzerinde ağır tahribat yarattığını gösteriyor. Ancak fiziksel tahribat, moralini ve direncini kırmaya yetmemiş görünüyor. Tam tersine, saldırılar İran’da milli birliği pekiştirip yönetime olan desteği artırıyor.

Sonuç: Hüsranla yazılmış bir belge

Washington Post'un gün yüzüne çıkardığı bu diplomatik yazışma, sadece bir istihbarat notu değil, aynı zamanda bir hayal kırıklığının, bir stratejik başarısızlığın belgesi. ABD ve İsrail, tüm askeri üstünlüklerine, İranlı liderlere suikast düzenleme kapasitelerine ve ağır bombardımanlarına rağmen, İran'ı "kırmayı" başaramadıklarını kendi iç yazışmalarında tescil etmiş durumdalar. "İran'ın kırılmadığı ve sonuna kadar savaşmaya hazır olduğu" değerlendirmesi, bundan sonra izlenecek politikalara da ışık tutuyor. ABD ve İsrail için artık fazla bir seçenek bulunmuyor; Ya daha büyük bir yıkımı göze alarak savaşı tırmandıracaklar ya da gerçeklerle baş etmeyi öğrenip İran'ın direncini kabullenecekler. Her iki seçenek de şu an için ellerindeki senaryoların pek parlak olmadığını gösteriyor. Ortadoğu'da yeni bir denklemin eşiğindeyiz ve bu denklem, beklenildiği gibi İran'ın çöküşüyle değil, direncinin tesciliyle yazılıyor.